Bir ülkede Airbnb kiralayıp sanki oralı biri gibi yaşama hayalim uzun zamandır vardı. İlkini 2025 yılında, Varnava’daki evimizde bir hafta geçirerek gerçekleştirdik. Hiçbir amacımız ve kesin planımız olmadan; karşıdaki marketten alışveriş yaparak, Plaka’da dolaşarak, sinemaya giderek ve bazen de evde oturarak bir hafta geçirdik. Şanslıydık, çünkü hava çok güzeldi.
Maria Callas Müzesi’ni ziyaret etmek gezinin önemli adımlarından biriydi. Ardından sinemaya gidip Angelina Jolie ve Haluk Bilginer’in birlikte oynadığı *Maria* filmini izledik. Filmin Callas’ı bu kadar ezik göstermesine dayanamayınca gece boyunca evde Callas belgeselleri izledik. Filmin aksine karşımızda dünyanın en iyi seslerinden biri, başarılı bir sanatçı, dört dil konuşan entelektüel ve özgüvenli bir kadın; güçlü bir karakter vardı.
Evimizin alt sokağındaki bir Michelin yıldızlı Soil, tam bir lezzet yolculuğuydu. Çiçeklerin ve sanatın yemeğe, yemeğin de lezzete dönüştüğü chef’s table deneyimini yaşadık.
Güneşli bir kış gününde Plaka’daki Antik Agora’yı ziyaret ettik. Stoa’da demokrasinin oluşumuna tanıklık etmek, jüri seçimi için kullanılan düzeneği keşfetmek; Mikenlerin kurduğu şehri anlamaya çalışırken yüzlerce yıl ileriye sıçrayıp Hadrianus Kapısı’ndan yürümek bize iyi geldi.
Attica alışveriş merkezinde alışveriş yaptık. Atinalıların İzmirlilere ne kadar benzediğini defalarca konuştuk.
Olympia Maria Callas Tiyatrosu’nda *Sweeney Todd* müzikalini Yunanca izledik; güçlü performansı ve kaliteli prodüksiyonu alkışladık. Gösteri öncesinde tiyatrolar bölgesini keşfettik. Cuma ve cumartesi geceleri herkesin tiyatroları doldurduğunu görüp kıskandık.
Psiri Meydanı yakınındaki gizli kalmış lezzet Avli’yi bulduk. Hemen yanında Atina Merkez Belediye Pazarı, yani Varvakios Pazarı vardı: balık, et, tavuk ve sebze tezgâhları bir arada.
Glyfada, Atina’nın Bostancı’sı gibiydi. Blends Mix & Match’te kahvaltı ve kahve keyfinin ardından ARK’a gittik. Şefi, deniz manzarası, servisi ve yemekleriyle ARK on numara bir restorandı. One&Only otelinin karşısında kumlara basıp deniz kenarında Caretta’da bira içtik; kış güneşiyle yazı yaşadık.
Akropolis’in karşısındaki Lycabettus Tepesi’ne fünikülerle çıktık. Muhteşem Atina manzarasını izledikten sonra yürüyerek Ulusal Arkeoloji Müzesi’ne gittik. Müzede kalanları görünce, pek çok eserin British Museum’a ve başka ülkelere götürüldüğünü üzülerek düşündük.
Syntagma Meydanı’ndaki gösterilere katıldık. Meydana çıkan yolun kenarındaki Kostas’ta Yunanistan’ın en güzel souvlakisinden yedik. Babadan kalma küçücük dükkândaki pide içinde et çok lezzetliydi; kaçırmamak gerek.
Atina Birinci Mezarlığı’nı ziyaret ettik. Bir sanat galerisi tadındaki heykellere baktık, tanıdık isimlerle karşılaştık. Varnava Meydanı’ndaki gece gündüz açık Gepetto’nun kalabalığına karıştık.
Akropolis manzaralı Okra’da fine dining deneyimi yaşadık. Güzel yemek ve güzel şarapla balayı günlerimizi hatırladık.
Günde on bir kilometre yürüyerek trafiğe yakalanmadık. Yunancamı geliştirmek için Despina hocamın istediği kitabı Akademi yakınındaki kitapçılarda aradım ve sonunda buldum.