Dublin’e bu kez EO GLC için geldim. Ama bu yolculuk çok ötesine geçti. Harika bir retreat, her dakikasından öğrendiğim ve paylaştığım bir hafta oldu. “İyi ki EO’dayım,” dedim yine.
Bir de İrlanda’yı tanıdım.
İrlanda hakkında bildiğimi sandığım şeylerin aslında ne kadar sınırlı olduğunu fark ettim. Bir haftada; hikâye anlatıcılığıyla yaşayan bir halkı, kendi dilini ve hafızasını koruyan bir kültürü, MÖ 3000’lere uzanan Newgrange ve Knowth gibi olağanüstü tarih katmanlarını, folkloru, müziği, Riverdance’i, yoncayı, yeşilin bir sembole dönüşmesini, Guinness’in neredeyse başlı başına bir kültür olduğunu, kıtlık ve göçün bir ulusun ruhunu nasıl şekillendirdiğini biraz daha yakından gördüm.
Ve sonra Trinity College…
Oradaki görkemli kütüphane, Old Library ve o büyülü atmosferin içinde yer alan Book of Kells Experience bana sadece bir kitabı değil, bir medeniyet hafızasını anlattı. Book of Kells’e bakarken, bir ülkenin tarihini bazen savaşlardan çok koruyabildiği metinlerin anlattığını düşündüm.
İrlanda’yı gezerken bir yandan da şu isimler aklımdaydı: Samuel Beckett, James Joyce, W. B. Yeats, Oscar Wilde… Bir ülkenin edebiyatla dünyaya nasıl iz bıraktığını hissetmemek mümkün değil. Müzikte ise U2 ve Sinéad O’Connor gibi isimler, bu ülkenin sesini dünyaya taşıyan güçlü hafızalar gibi.
Dublin’in Karanlık Hikâyelerinden Biri: Darkey Kelly
Dublin’in hikâyeleri yalnızca edebiyat ve müzikten ibaret değil. Şehrin karanlık efsanelerinden birinin merkezinde Darkey Kelly olarak bilinen Dorcas Kelly var.
Darkey Kelly’nin 18. yüzyılın ortalarında Dublin’in Fishamble Sokağı’nda “Maiden Tower” adıyla bilinen bir genelev işlettiği anlatılıyor. Zamanla İrlanda’nın bilinen ilk kadın seri katillerinden biri olduğu, evinde ağırladığı beş kişiyi öldürdüğü ve cesetlerin binanın zeminine gömüldüğü iddiaları onun hikâyesine eklenmiş.
Efsanenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, Dublin Şerifi Simon Luttrell ile ilişkisi olduğu ve bu ilişkiden bir çocuk dünyaya getirdiği iddiası. Anlatıya göre Luttrell’i suçlamasının ardından Kelly hakkındaki cadılık söylentileri güçlenmiş.
Darkey Kelly 7 Ocak 1761’de infaz edilmiş. Hikâyesi zaman içinde tarihsel olaylarla şehir efsanelerinin birbirine karıştığı bir anlatıya dönüşmüş. Bugün bile Fishamble Sokağı çevresinde hayaletinin dolaştığına inananlar var. Hellfire Club ile ilişkilendirilen anlatılar da Dublin’in karanlık folklorunda ona ayrı bir yer açıyor.
Darkey Kelly’nin hikâyesinde belgelenmiş tarih ile sonradan büyüyen efsaneleri birbirinden ayırmak kolay değil. Belki de onu Dublin anlatısının bu kadar kalıcı bir parçası yapan şey tam olarak bu belirsizlik.
Belki de beni en çok etkileyen şey şuydu: İrlanda acısını saklamamış. Onu müziğe, edebiyata, hikâyeye, mizaha ve kimliğe dönüştürmüş.
Kıtlık yaşamış, göç vermiş, parçalanmış, mücadele etmiş… Ama hafızasını kaybetmemiş. Belki de bu yüzden bu ülke insana sadece kendini göstermiyor; kendini anlatıyor.
Dublin’den ayrılırken aklımda tek bir duygu var: Bir ülkeyi gerçekten tanımak, onun görünen yüzünü değil, taşıdığı hafızayı anlamaya çalışmakla başlıyor.
Ve ben İrlanda hakkında sandığımdan çok daha az şey biliyormuşum.