Kolombiya 2024 · 2024-04-07

Guatavita: Altın, Su ve Tuz

Bugün Bogotá’dan ayrılıp Guatavita Gölü’ne doğru yola çıktık. Orman içindeki yürüyüş, bizi Muisca halkının suya ve doğaya verdiği anlamla tanıştırdı. El Dorado efsanesinin çıkış noktalarından biri sayılan bu gölün kıyısında altının bir zenginlik gösterisinden çok törensel bir sunu olduğunu dinledik.

Bugün Bogotá’dan ayrılıp Guatavita Gölü’ne doğru yola çıktık. Orman içindeki yürüyüş, bizi Muisca halkının suya ve doğaya verdiği anlamla tanıştırdı. El Dorado efsanesinin çıkış noktalarından biri sayılan bu gölün kıyısında altının bir zenginlik gösterisinden çok törensel bir sunu olduğunu dinledik.

Gölün çevresindeki sessizlik, müzede gördüğümüz altın eserleri başka bir yere oturttu. Altın, su ve dağ burada aynı hikâyenin parçalarıydı.

Yol üzerinde Zipaquirá Tuz Katedrali’ne de uğradık. Eski tuz madeninin galerileri içinde ışıkla biçimlenen haçlar ve geniş salonlar, yerin altında beklenmedik ölçüde etkileyici bir mekân yaratmıştı. Bir gün içinde önce gökyüzüne açık kutsal bir gölün, sonra da dağın içine oyulmuş bir ibadet alanının içinde bulunduk.

Bogotá’ya döndüğümüzde günü Harry’s’te tamamladık. Bugünün aklımızda kalan sözcükleri altın, su, tuz ve hafızaydı.

Kolombiya yerlileri

Muiscalar, Kolombiya’nın Doğu Andları’nda yaşayan Çibça dil ailesine bağlı halklardan biri. Amerika kıtasının ilk halklarının çok uzun zaman önce Asya’dan Bering Boğazı üzerinden göç eden topluluklarla bağlantılı olduğu kabul ediliyor. Zaman içinde avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik düzene geçerek mısır ve patates gibi ürünler yetiştirmişler.

Muisca dünyasında doğa, gündelik hayatın dışında değil; hayatın tam merkezinde. Toprak anne, güneş ise baba gibi düşünülüyor. Altın da para ya da zenginlik göstergesinden çok güneşi, tanrısal olanı ve sonsuzluğu temsil eden kutsal bir malzeme. Bu yüzden altın eserleri yalnızca “mücevher” diye görmek, onların taşıdığı anlamı eksik bırakıyor.

Guatavita Gölü ile ilişkilendirilen El Dorado anlatısı da burada ortaya çıkıyor. Anlatılan tören, bütün genç erkeklerin katıldığı bir ergenlik ritüeli değil; yeni Muisca liderinin, yani cacique’in göreve geliş töreni. Liderin altın tozuyla kaplanarak bir sal üzerinde gölün ortasına gittiği ve tanrılara altın sunular bıraktığı anlatılıyor. Bogotá’daki Altın Müzesi’nde gördüğümüz ünlü Muisca Salı da bu törenin bir tasviri olarak yorumlanıyor.

Dağlarda yaşayan Muiscalar coca yapraklarını çiğnerken yanlarında poporo denilen bir kap taşıyorlarmış. Poporonun içinde, deniz kabuklarının yakılıp öğütülmesiyle elde edilen kireç bulunuyor. Coca yaprağı bu kireçle birlikte kullanıldığında etkisi güçleniyor; yüksek rakımda enerji verdiğine, açlık ve yorgunluk hissini azalttığına inanılıyor.

Muiscalar için ölüm de son değil, başka bir yolculuğun başlangıcı. Ölenlerin yanına yiyecek, içecek ve günlük yaşamda kullandıkları bazı eşyaların bırakılması, ölümden sonra yaşamın sürdüğüne duyulan inancı gösteriyor. Guatavita’da dinlediklerimiz, Altın Müzesi’nde gördüğümüz eserleri bizim için birer nesne olmaktan çıkarıp daha büyük bir dünya görüşünün parçalarına dönüştürdü.

Aile albümü

2. günden fotoğraflar

Bu günlük herkese açıktır. Aile fotoğrafları yalnızca giriş yapan aile üyelerine gösterilir.

Aile girişi