Peru 2026 · 2026-05-20

Peru’da Üçüncü Gün: Machu Picchu ve Cusco

Sabah erkenden kalkıp PeruRail ile Machu Picchu’ya gidiyoruz. Hava mis gibi, güneşli. Trenle kanyon boyunca ilerliyoruz; yanımızda akarsu akıyor. Vadi daraldıkça akarsu hızlanıyor.

Sabah erkenden kalkıp PeruRail ile Machu Picchu’ya gidiyoruz. Hava mis gibi, güneşli. Trenle kanyon boyunca ilerliyoruz; yanımızda akarsu akıyor. Vadi daraldıkça akarsu hızlanıyor.

Trenden inince yukarı doğru yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk yapıyoruz. Uçurumun kenarından ustaca giden minibüsler gittikçe yükseliyor. Açıkçası biraz ürpertici.

Eskiden bu topraklar, buzul çağından önce tropik ormanmış. Sonra buzul çağı geliyor. Ardından buzullar eriyor, ölü bitkiler kompost oluyor. Dağın üzerindeki buzullar eridikçe mineraller vadiye iniyor ve toprak çok verimli hâle geliyor. Toprağın rengi siyah; bunu da patates ve mısır çok seviyor.

Her 2 kilometrede bir yaklaşık 100 metre aşağıya iniyoruz. Nehir kenarına doğru indikçe iklim değişiyor, hava ısınıyor.

Machu Picchu, Amazon’dan gelenlerle dağlarda yaşayanlar arasında bir tür gümrük, depolama ve devlet ofisi gibi kullanılmış. Amazon’dan gelen yiyecekler burada depolanıyormuş. Burada 300-500 kişi yaşıyor; çalışanlarla birlikte nüfus 1000 kişiye kadar ulaşabiliyormuş.

Hiram Bingham 1911 yılında burayı buluyor. Kendisi Yale’de profesör olan ve Indiana Jones karakterine ilham verdiği söylenen kişi. İnka yerleşkelerini, özellikle altın bulmak amacıyla araştırırken Machu Picchu’yu keşfediyor. Onun için biraz hayal kırıklığı oluyor çünkü bulduğu şey altın değil; insan kemikleri, binalar ve çanak çömlekler.

Astroloji ve astronomi için bir gözlemevi var. Yaz ve kış gün dönümlerini incelemek için gözlem alanları kurmuşlar. Tapınakların pencerelerinden gelen ışık gün dönümlerini gösterdiği gibi, içine konulan taş göstergelerle zamanı ve takvimi takip ediyorlar. İnka takvimi de buradan geliyor.

İnka mimarisi hiyerarşik olarak çok belirgin. Büyük taşlı yapılar din adamları ve şefler gibi yüksek rütbelilere ait; çalışanların binaları ise daha küçük taşlardan yapılıyor.

Su ve drenaj sistemleri çok gelişmiş. Teraslarla hem yapı güçlendiriliyor hem tarım yapılıyor. Roma dönemine benzeyen su sistemleri kurmuşlar. Dağın tepesinden ya da kaynaktan gelen su önce soylu, asil ya da yönetici sınıfının evine gidiyor; sonra diğer bölgelere kanallarla iletiliyor.

Bu arada Machu Picchu aslında dağın adı, yerleşkenin adı değil.

Bizi şaşırtanlar:

Dağların güzelliği ve yeşillik çok etkileyici. Ormanlık ve dağlık bir alanı tarım yapılabilir hâle getirmişler. Kapalı ve doğayla iç içe olması, mevsim geçişlerini takip etmeleri ve taş işçiliği gerçekten çok etkileyici.

Tüm aileyi oralara kadar çıktığımız için tebrik ediyorum. Gerçi dört gün ya da bir gün boyunca yürüyerek Inca Trail’i takip eden kişiler var ama bizimki de bence övgüye değer. O kadar yere tırmandık.

İnka insanlarına bir kez daha hayran oldum. O yükseklikte yaşayıp her şeyi sırtlarında taşımışlar. Lamalar 20 kilodan fazla taşıyınca yere otururlarmış.

Dönüş yolculuğunda biraz yorgunluk bastı. Yüksek dağlar gölge yapmaya başladı, bu da havayı azıcık soğuttu.

Akşam Cusco’da Monasterio Otel’de kalıyoruz. Eskiden manastır olarak kullanılan, büyük avlusu olan çok etkileyici bir otel. Duvarlardaki kardinallerin ve papazların fotoğraflarıyla sanki 16. yüzyılda kalmış gibi.

Çok yorgun olmamıza rağmen dışarı çıkıyoruz. Hem yükseklik hem de mevsim yüzünden hava çok soğuk, resmen donuyoruz. Oksijen azlığı da nefes almayı zorlaştırıyor, insanı ayrıca yoruyor.

Eski bir İnka şehri olan Cusco, İspanyollar gelince tüm altınları alınıp yağmalanmış ve koloni şehrine dönüştürülmüş. Bu İspanyolların yatacak yeri yok.

Eski şehir çok güzel. Kocaman katedrali ve meydanıyla çok etkileyici. Ama Cusco’nun çevresi gecekondu gibi; sanki iki şehir bir arada. İçeride UNESCO’nun koruduğu eski şehir, çeperde ise bugünkü halkın yaşadığı, Gaziosmanpaşa’yı andıran çarpık şehirleşme ve kötü binalar.

Cusco meydanında güzel bir tacocu bulup geceyi tamamlıyoruz. Berfin sağ olsun, yemek seçimlerimiz onun sayesinde çok rahat.

Ben en çok mısır birası Chicha’yı seviyorum. Mısırı bizim komposto gibi yapıp içiyorlar. Yaklaşık yüzde 4 alkollü, çocukların bile içtiği bir içecekmiş.

Bir de coca çayı var; onu da çok sevdim. Yüksekliğe iyi geliyor, hem de enerji veriyor.

Aile albümü

3. günden fotoğraflar

Bu günlük herkese açıktır. Aile fotoğrafları yalnızca giriş yapan aile üyelerine gösterilir.

Aile girişi