Altıncı Gün
Erkenden yola çıktık.
Tiger’s Nest’e – Paro Taktsang’a çıkacağız.
Önce atlarla, sonra yürüyerek.
Hacı olmanın bedeli dünyanın her yerinde aynı galiba.
Bedel ödemek, acı çekmek ve kolay ulaşamamak.
Bu sürede hayatını düşünmek, meditasyon yapmak.
Tiger’s Nest
Sekizinci yüzyılda Tibet’ten gelen Budist usta Guru Rinpoche – Padmasambhava, Bhutan’da Budizmin yayılmasında çok önemli rol oynuyor.
Ondan önce Bhutan’da şamanik ve animistik inançlar var; doğadaki kayaların, ağaçların, dağların ve ruhların kutsal olduğuna inanılıyor.
Eski inanışa göre bu yükseklikteki mağarada kutsal ve güçlü ruhlar yaşıyor.
Efsaneye göre Guru Rinpoche buraya gelirken öğrencisi Tashi Khyidron bir dişi kaplan formuna dönüşüyor. Guru Rinpoche onun sırtında uçarak mağaraya geliyor ve buradaki kötü ruhları dize getiriyor.
Böylece eski inancın ruhları ve tanrıları yok edilmiyor; Budizmin koruyucu ilahlarına dönüşüyorlar.
Uzun yaşam, zenginlik, sağlık gibi alanlarla ilişkilendirilen koruyucu varlıklar haline geliyorlar.
Böylece Budizm, eski şamanik inançları tamamen reddetmeden Bhutan’da gelişiyor.
Buraya önce küçük bir kutsal alan yapılıyor.
Ama bugünkü manastırın temeli 17. yüzyılın sonunda atılıyor.
Bhutan’ın kurucusu Zhabdrung Ngawang Namgyal, buraya bir tapınak yapılmasını istiyor. Onun isteği daha sonra Gyalse Tenzin Rabgye tarafından gerçekleştiriliyor.
Manastırın inşası 1692’de başlıyor ve 1694’te tamamlanıyor.
1998 yılında büyük bir yangın geçiriyor. Manastırın önemli bir bölümü yanıyor ve içeride görevli bir rahip hayatını kaybediyor.
Ardından yeniden inşa ediliyor.
Yangınla ilgili en ilginç hikayelerden biri içerideki Guru Sungjonma, yani “konuşan Guru” heykeli.
Efsaneye göre bu Guru Rinpoche heykeli manastıra taşınırken onu taşıyanlar uçurumdan nasıl geçireceklerini bilemeyince heykel konuşarak onlara yardım geleceğini söylüyor.
Daha da ilginci, 1998’de Tiger’s Nest’in büyük bölümünü yok eden yangından bu “konuşan” bronz heykelin zarar görmeden kurtulduğuna inanılıyor. Kaynaklarda aynı heykelin daha önceki bir yangından da zarar görmeden çıktığı anlatılıyor.
Bugün Tiger’s Nest’in yapımını gerçekleştiren Gyalse Tenzin Rabgye’nin yeniden reenkarnasyonuna ilişkin bir çocuk olduğunu da anlattılar. Çocuğun dört yaşında olduğu, özel eğitim aldığı söylendi.
Tiger’s Nest’te rahipler dönemler halinde hizmet veriyor. Bakım, temizlik ve günlük dini yaşamdan sorumlular.
İçeride birden fazla küçük tapınak ve dua odası var. Her birinde sunaklar bulunuyor.
İçeriye telefon alınmıyor ve ayakkabıyla girilmiyor.
Dünyanın her yerinden gelen insanlarla ama en çok Budistlerle birlikte hacı olduk.
Enerjisi olan, büyüleyici bir yer.
Neye inanırsan inan, böyle bir güzellik insanı etkiliyor.
Tiger’s Nest’e çıkmak ve orada olmak özel bir deneyimdi.
İlk önce atlarla kafeterya denen yere geldik. Yaklaşık yarım saat sürdü. Buraya kadar isteyen yürüyerek, isteyen atla gidebiliyor.
Açıkçası ben atla gittiğim için memnundum. Çünkü çok dik ve bol basamaklı bir dağ çıkışıydı.
Ardından kafeterya sonrası yaklaşık bir saatlik bir tırmanış daha oldu.
Ama en zor yeri manastıra ulaşmak için şelalenin olduğu vadiye merdivenlerle inip sonra yeniden çıkmaktı.
Nabzım zaman zaman 150’leri gördüğü için arada çokça dinlenmek zorunda kaldım.
Bir de sol bacağım zorlasa da inip çıktık.
Batonlar hayat kurtardı.
Bu arada dönerken yağmura yakalanınca otobüse döndüğümüzde yorgunluktan bitap olduk.
Bu tur yaptığımız en outdoor geziydi.
Dinlendik mi yoksa antrenman mı yaptık anlamadım.
Ama değdi.
Bu arada eşyalarımız kutsandı ve Budist manastırında kura ile çektiğim adımın anlamını öğrendim:
Zenginlik veren, dağıtan, şanslı.
Gökhan’ın Bhutan dilindeki adının anlamı ise:
Fearless Knowledge – Korkusuz Bilgi.
Yalan da değil vallahi.